|
Aşk kıskançlık demektir
Onu
daha önce çok kere uyarmıştım:
"Ben kıskanıyorum. Elimde değil. Çocukça olduğunu ve hak
etmediğini biliyorum... Beni sevdiğini de... Masum içtenliğimle ve
gururu bir kenara bırakıp daha önce de söylemiştim."
O gülümseyerek beni sakinleştiriyordu: "İnan bana hiçbir
tehlike yok. Seni sevdiğimi ve kimselere değişmeyeceğimi biliyorsun.
Yalnızca birlikte çalışıyoruz tatlım. Endişelenmene gerek yok."
Ben de düşünmemeye çalışıyordum. Ama baş başa vererek birlikte
çalıştıklarını gördüğümde, gülüşleri ve bakışları gözümde büyüyor,
acı çekiyordum: "En azından beni onunla karşı karşıya getirme. Sana
asılışına şahit olmamı engelle. Samimi değil, hissediyorum. Seni
istiyor!" "Tamam" diyerek isteklerimi çaresiz kabulleniyordu ama
yine de o gece yaşanan olayların önüne geçilemedi.
Akşam yemeği için onun tüm çalışma arkadaşları davetliydi. O
uzun saçlı, baygın bakışlı, tüm erkeklerin bayıldığı ama kadınları
bir türlü kandıramayan masum kız da aralarında olacaktı.
Her şeyi özenle hazırlamıştım. Büyük avizenin altında
kristaller ve gümüşlerle süslenmiş sofra parıldıyordu adeta. Yanan
mumların arasında hazırlamış olduğum sosun kokusu uçuşuyordu. O
benim özel, gizli spagetti sosumun kokusu!
Misafirler neşeli, ellerinde çiçekler ve çikolatalarla gelmeye
başladılar ve büyükçe masanın etrafını yavaş yavaş çevrelediler.
Ve işte, salondaki diğer tüm kokuları bastıran, dayanılmaz
parfüm kokusu eşliğinde "O" geldi.
Siyah, uzun elbisesi içinde çok güzel görünüyordu. Elbisenin
derin, abartı dekoltesinden bembeyaz ve muhteşem göğüsleri
gözüküyordu. O göğüsler bir anda salondaki tüm erkeklerin
bakışlarını bir noktaya kilitleyiverdi. Kadınlarınsa gülümsemeleri
söndü ve iyice sindiler. Bu bir an için oldu ve daha sonra her şey
normale döndü. Tedirgin atmosfer bardak ve çatalların sesi ve
müziğin etkisiyle kayboluverdi.
Sonunda, gümüş bir tepside kanı andıran kırmızı sosun içinde
boğulmuş makarna sofraya geldi: "Oooohhhhh nihayet" diye koro
halinde bir uğultu yükseldi.
Ben ayakta gülümserken kusursuz bir garson tepsiyi tutuyordu.
Makarnayı nazikçe tabaklara servis yapmak üzereydim. Tam ahenkle bir
tutam makarnayı yukarıya kaldırdığımda gözüm dekolteye ve sağ solla
ilgilenmeden sadece kocama doğru cilveyle eğilmiş olan kışkırtıcı
kadına takıldı.
Muzır bir düşünce beynimi sardı. Kocamın korku dolu, inanmayan
ama aynı zamanda eğlenen bakışları gördüğümde anlık bir tereddüt
yaşadım, sonra ellerim gerektiğinden biraz daha yukarıya doğru
kalktı ve "usta" bir tavırla tutaçları aşağı doğru bıraktım. Yağlı,
kaygan ve ateş kadar kırmızı, mis gibi fesleğen domates ve sarımsak
kokan spagettiler o uzun saçlar üstüne dökülüverdi. Güzelim,
bembeyaz göğüsler üzerine doğru yılanlar misali kaydılar.
"Aman Allahım, ne yaptım ben!" diye bağırırken, sevgili
misafirim sandalyede sıçrayıp, iğrenerek saçlarından düşen ve
memeleri arasında kaybolan kırmızı makarnalara bakıyordu.
Bir yandan yalandan "Allahım ne yaptım ben... Çok özür
dilerim. Nasıl yapabildim!" diyor, diğer taraftan da olayı daha
çekilmez hale getirerek, elimdeki bembeyaz peçeteyi gelişigüzel onun
yüzüne sürüp, temizlenmesine yardımcı oluyordum. "Gel... İçeriye gel
de sana üstüne giyecek bir şeyler vereyim..."
Ufak "kazayı" çabucak unutarak, şarap ve leziz yemekler
eşliğinde geceyi, nasıl geçtiğini anlamadan bitiriverdik. Ama
aramızda, tüm şefkatimle kendisi için seçtiğim o koskoca boğazlı
kazağın içinde dişlerini sıkarak zorla gülmeye çalışan biri vardı:
"Misafirimiz!"
Yazara e-mail
|
|
|